pendik escort

Çırılçıplak geldiğimiz yeryüzünde ten kabuğumuz, hassas incecik nazik yapısının muhafaza ihtiyacından dolayı anında yumuşacık tertemiz örtülerle sarılıp sarmalanır. Günahsız, yalansız, perdesiz, filtresiz ve bir o kadarda masum, muhtaç insan yavrusu, yeryüzünün en müşfik kucağına verilir, mışıl mışıl uyuyuvermeye başlarız. Tekrarı olmayan bir daha hiç tekrarlanamayacak muhteşem bir ambiyanstır. Dünya gözüyle bir meleğe şahit olmak isteyenin tadını çıkarması gereken en müstesna anıdır o an. Annesinin kucağında mışıl mışıl uyuyan yeni doğmuş bir bebeğe bakıp zamanı durduramayana ne yazık!
Zaman, o an için durmuş gibidir.
Sonra yıllar yılları kovalar, zaman hızla akar. Her hayat, kendi sahnesinde oyununu oynar ha bire. Hayat oyunudur bu, hem kişisel, hem özel, hem kolektif bir yapıdadır. Her replik her tirad her jest her mimik, ilahi repertuarın gaybi mizanseninden izler taşımaktadır. Bu izler amel defterimize kazınmaktadır. Yaşamaya devam ederiz. Her olayda her yaşta her manevrada her dönemeçte her fasılada her acıda her yoklukta her kavgada her ihtirasta her arzuda her ihanette her yalanda yaşanmışlık, kat kat kabuk bağlar. O minicik çırılçıplak ten parçasından mürekkep değilizdir artık.
Hayat bizi şekillendirmiştir. Her kese her şeye karşı kabuk bağlayan yanlarımızla karşılık vermişizdir. Artık ilk halimiz kat kat katman olmuştur, ilk halimize o masum tene dokunamaz olmuşuzdur. Ve bu kat kat kabuk bağlama ta ki ölene kadar devam edip durur. Çeşit çeşit, cins cins, şekil şekil bizi ha bire sarmalar durur.
Kabuklarımızdan sıyrılmak isteriz zaman zaman. Denemeye yelteniriz. Öfke kabuğumuzdan soyunsak hırs kabuğumuza çarparız. Kibir kabuğumuzdan sıyrılırken altından intikam kabuğu görünür.
Aslında iç içe geçmiş soru yumağı, giriftar bir bilmece gibidir bu. İnsanın kabuklarından sıyrılabilmesi mümkün müdür? Edindiğimiz kabuklar bizim ten parçamız mı olmaktadır. Değişmeye irade gösteremez mi insan? Üzerimize yapıştırdığımı/ yapışmış kabuklarımıza mahkûm muyuz? Katiller kabuklarını sonsuza kadar üzerinden atamazlar mı mesela. Ya da haramın pik yaptığı boyutlardaki kabuklar kaç katmandır ve ne kadarından soyunmak mümkündür? Her canlı ne kadar kabuk bağlamışsa bağlamış olsun özündeki masum cevheri muhafaza edebilir mi? Ruhuna üflenen nefesi ortaya çıkartabilecek iradeye sahip midir?
Günümüzde iletişimin özündeki en büyük engelleri de bu kabuklar sebebiyle yaşanmaktadır. Nefis, toparlak katman yekûnu gibidir. Peki, kabuksuz yaşamak mümkün müdür? Galiba hayır. Yoksa yaşamak başlı başına kabuklanarak devam eden bir süreç midir? Bu iletişim katili kabuklar, bizi biz olmaktan çıkardığı gibi dışımızdaki her canlıya da ön yargılı bakmamıza neden olmaktadır. Aşamadığımız bu duvar sürekli büyümektedir. Acı olansa her gün bir tuğla daha koyarak kendi zindanımızı öreriz farkında olmadan. İlginç olan ise hem savunmada hem de saldırı anların da kabuklarımız bize kalkan olur sanki. Bu biraz kaotik bir durumdur. Her düzlemde tartışılabilecek kadar da nesnel bir yapıya bürünebilmektedir. Mesela ceza hukuku açısından farklı farklı yorumlar bile yapılabiliriz. Büyük Hukukçu Faruk Erem "Suçluyu kazıyınız altından insan çıkar" sözünü işte bu yüzden hep tartışırım zihnimde.
Nasıl yorumlarsak yorumlayalım nasıl bir çerçevede tartışırsak tartışalım gerçek olan şudur ki bir kul olarak Rabbimizin huzuruna vardığımızda saklandığımız kabuklarımızın hiçbir anlamı olmayacaktır. Tek ve gerçek olan hep karşımızda olacak kabuğumuza değil özümüze bakacaktır.
Merhametin kalbi olarak dokunmak istediğinde; tenimizi, ruhumuzu, özümüzü sarmalamış kabuklarımızdan sıyrılabilecek miyiz?
Ki Rabbimiz kabuğun özünü zaten görmekte ve bilmektedir ama ister ki kulu özünü, saflığını, masumiyetini arasın bulsun, tescil ettirsin, tasdik ettirsin.
Lütfen gördüğümüz her insan tekini hiçbir sınıflandırmaya tabi tutmadan, kategorize etmeden hiçbir kabuk perdesine takılmadan yaratılmış bir varlık olarak görmeye çalışalım.
Kabuklarımızdan sıyrılarak emrolunduğu gibi dosdoğru yaşamaya kararlı olalım.
Bilelim ki! En günahkâr, en kirli, en zalim anlarımızda yeni doğmuş bir bebeğin tenine dokunmak bizi kontrolsüz bir ağlayışın girdabına sürüklenecektir. İşte o zaman ağlayabildiğimiz kadar ağlayalım. Gözyaşı ummanında erimeyecek hiçbir kabuk yoktur. Azrail refakat ettiğinde umulur ki kabuklarımızdan sıyrılmış oluruz.
Davut CİVELEK
Eğitimci-Yazar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner405

banner404

banner408banner409